Skip to content Skip to footer

FABIO COMANA | NASM VE ATHLETIC HOUSE ACADEMY İLE GÜNCEL KAL!

Diyabet, kandaki glikozun çalışan kaslara taşınmasını sağlayan temel bir hormon olan insülinin ya yeterince üretilememesi ya da etkili biçimde kullanılamaması sonucu ortaya çıkan bir metabolik bozukluktur. Günümüzde diyabet, Amerika Birleşik Devletleri’nde ölüme yol açan nedenler arasında yedinci sırada yer almakta olup, tanı konmuş vakaların %90–95’ini tip 2 diyabet oluşturmaktadır. Egzersizin insülin etkinliğini artırmadaki rolü ile diyabetli bireyler için uygun egzersiz programlarına ilişkin öneriler bu bölümde ele alınacaktır.

Diabetes Mellitus (DM), ortak özelliği hiperglisemi —yani kanda glikoz düzeylerinin yükselmesi— olan bir grup metabolik hastalığı ifade eder. Bu durum, insülin üretimindeki bir bozukluk ya da hücrelerin insülini tanıma ve kullanma kapasitesindeki bir aksaklıktan kaynaklanır. Tanı konmuş vakaların büyük çoğunluğu tip 1 veya tip 2 diyabet olsa da, etiyolojik nedenlerine göre dört farklı diyabet türü tanımlanmaktadır (1).

  • Tip 1 Diyabet, pankreasta insülin üreten (beta) hücrelerin otoimmün yıkımı, bazı genetik varyantlar veya kalıtsal faktörler gibi nedenlerle ortaya çıkar ve tüm tanı konmuş vakaların yaklaşık %5–10’unu oluşturur (2). Tip 1 diyabetli bireyler dışarıdan (ekzojen) insüline (ör. pompa, enjeksiyon) bağımlıdır ve potansiyel olarak yaşamı tehdit eden bir durum olan ketoasidoza daha yatkındır. Ketoasidoz, kandaki ketonların yetersiz düzenlenmesi (yani aşırı birikimi) ile ilişkili, kan pH’ını belirgin biçimde düşüren bir metabolik durumdur. Bu tablo, hücre içinde genellikle yakıt olarak kullanılan yağ asitleri ve amino asitlerin metabolize edilebilmesi için gerekli karbonhidratların yetersizliği sonucu, bu substratların tam olarak metabolize edilememesine ve birikmesine işaret eder.
  • Tip 2 Diyabet, hücresel düzeyde artmış insülin direnci veya pankreasın zamanla azalan insülin salgılama kapasitesi ile ilişkilidir ve tüm tanı konmuş vakaların yaklaşık %90–95’ini oluşturur. Nedenleri çeşitlidir ve bazı durumlarda kesin olarak belirlenemese de, beslenme tercihleri (özellikle yüksek şeker tüketimi), fiziksel hareketsizlik ve obezite —özellikle abdominal yağlanma— başlıca tetikleyiciler olarak gösterilmiştir. Tip 2 diyabetli bazı bireyler de ekzojen insüline ihtiyaç duyabilir.
  • Gestasyonel Diyabet, gebeliğin yaklaşık 24. haftası civarında, fetal büyümeyi desteklemek için değişen hormonal düzeylerin insülin işlevini bozması sonucu ortaya çıkar ve gebelerin yaklaşık %9–10’unda görülür. Bu durumda anne, hücrelerde normal glikoz alımını sağlamak için gerekli insülini yeterli düzeyde üretemez ve bu nedenle ekzojen insüline ihtiyaç duyabilir (3). Çoğu vakada bu durum doğum sonrasında kendiliğinden düzelir.
  • Diğer özgül nedenlere bağlı diyabet (ör. ilaçlara bağlı, çevresel toksinler): Diyabetin bazı vakalarında etiyoloji idiyopatik (bilinmeyen) olduğundan, kimi nedenler tam olarak açıklanamamakta ve çeşitli olası etkenlere atfedilmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde yaklaşık 29,1 milyon kişinin diyabetle yaşadığı ve bunun toplam nüfusun %9,3’üne karşılık geldiği tahmin edilmektedir. Bununla birlikte, tarama, erken tanı ve önleyici yaklaşımlara verilen önemin artması sayesinde, yeni vaka sayısı yıllık 1,9 milyondan (2010) 1,7 milyonun altına (2012) gerilemiştir (4). Ne var ki, 65 yaş ve üzeri bireylerde hastalığın yaygınlığı hâlâ oldukça yüksektir; bu yaş grubunun %25,9’unu (11,8 milyon kişi) kapsamaktadır. Bu yaş grubunun (yani “Baby Boomer” kuşağının) giderek büyümeye devam etmesi, durumu artan bir endişe kaynağı haline getirmektedir.

Bununla birlikte, tanı konmuş diyabet vakaları, prediyabet olarak tanımlanan bireyleri kapsamaz. Prediyabet, kan glikoz düzeylerinin normalin üzerinde olmasına rağmen diyabet tanısı koymak için yeterince yüksek olmadığı bir durumdur. Bu durum aynı zamanda, insülin üretme veya salgılama kapasitesi çok sınırlı olan, ancak pankreastaki beta hücrelerine karşı otoimmün antikorları ya da belirgin bir genetik varyantı bulunmayan bireyleri de tanımlar. Prediyabetli bireyler —bozulmuş glikoz toleransı veya bozulmuş açlık glikozu ile tanımlanan grup— diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar açısından daha yüksek risk altındadır. Günümüzde 20 yaş ve üzeri yaklaşık 86 milyon Amerikalının bu duruma sahip olduğu tahmin edilmekte olup, bu sayı 2010’daki 79 milyona kıyasla artış göstermiştir (3).

Sağlık Riski Taraması:

Egzersiz programına başlamayı düşünen her birey için, diyabet ve prediyabet taramasını da içeren kapsamlı bir sağlık riski değerlendirmesi (HRA), olası zararları önlemek açısından büyük önem taşır. Daha önce diyabet tanısı almış bireyler, American College of Sports Medicine (ACSM) hastalık risk sınıflandırma ölçütlerine göre otomatik olarak yüksek risk grubunda değerlendirilir (yüksek risk = bilinen veya tıbben tanı konmuş kardiyak, pulmoner, metabolik ya da renal hastalığı olan birey). Bu risk sınıflaması, prediyabeti olan bireyler için geçerli değildir; bu kişiler genellikle orta risk grubunda değerlendirilir. Yüksek risk grubundaki bireylerin, orta veya yüksek şiddette bir egzersiz programına başlamadan önce tıbbi muayeneden geçmeleri ve hekim onayı almaları gereklidir:

  • Orta şiddetli egzersiz = %40–59 VO₂R* veya 3–5,9 MET**
  • Yüksek şiddetli egzersiz = ≥ %60 VO₂R veya ≥ 6 MET

* VO₂R veya %VO₂ Rezervi, dinlenim VO₂ ile maksimum VO₂ arasındaki fark olarak tanımlanır ve egzersiz şiddetinin belirlenmesinde, %Maksimum Kalp Atım Hızı (%MHR) yerine daha doğru ve uygun bir gösterge kabul edilen %Kalp Atım Hızı Rezervi (%HRR) ile daha yüksek düzeyde ilişkilidir (5).

** 1 MET, gerçek dinlenme halinde (oturur pozisyonda) tüketilen oksijen miktarı olarak tanımlanır ve dakikada kilogram başına 3,5 mL O₂’ye eşittir (3,5 mL/kg/dk) (6).

Yüksek risk grubundaki bireylerin, orta veya yüksek şiddette bir egzersiz programına başlamadan önce, gözetim altında egzersiz testinden geçmeleri de gereklidir. “Gözetimli” ifadesi, testin hekim olmayan ancak klinik egzersiz testi konusunda eğitimli bir sağlık profesyoneli tarafından, lisanslı bir uygulayıcının (örneğin bir doktorun) denetimi altında uygulanmasını kapsar.

Ayrıca ACSM, 2014 yılında yayımladığı ek önerilerde, diyabeti olan bireylerin —hastalıkları ne kadar iyi yönetiliyor olursa olsun— aşağıdaki durumlardan en az birini karşılamaları halinde, herhangi bir fiziksel aktiviteye başlamadan önce egzersiz testinden geçmeleri gerektiğini belirtmiştir (1):

  • 35 yaşın üzerinde olmak, veya
  • Tip 2 diyabet tanısının 10 yılı aşmış olması, veya
  • Tip 1 diyabet tanısının 15 yılı aşmış olması, veya
  • Toplam kolesterol düzeyinin yüksek olması (> 240 mg/dL [6,62 mmol/L]), veya
  • Sistolik kan basıncının > 140 mmHg ya da diyastolik kan basıncının > 90 mmHg olması, veya
  • Halen sigara kullanıyor olmak, veya
  • Birinci derece akrabalarda (baba, anne, erkek kardeş, kız kardeş, oğul, kız) koroner arter hastalığı öyküsü bulunması, veya
  • Mikrovasküler hastalık varlığı, veya
  • Otonom nöropati.

Prediyabetli bireyler yüksek risk grubunda değerlendirilmez; ancak eşlik eden diğer risk faktörlerine (örneğin kan basıncı, lipid profili) bağlı olarak orta risk grubuna girebilirler. Bu bireyler, önceden tıbbi muayene yaptırmadan ve egzersiz testi olmaksızın orta şiddette bir egzersiz programına başlayabilirler. Ama yüksek şiddette egzersiz programlarına başlamadan önce mutlaka tıbbi muayeneden geçmeleri gereklidir.

Teşhis: 

Diyabet veya prediyabet varlığını saptamak için çeşitli ölçütler kullanılmakta olup, bunlar aşağıdaki Tablo 1-1’de sunulmuştur. Açlık kan glikozu hâlâ en yaygın kullanılan tanı aracı olmakla birlikte, her ne kadar bu ölçüm, gece boyu açlık sonrası düzeyleri göstermesi bakımından önemli olsa da, yalnızca günün tek bir zaman noktasını yansıtması nedeniyle sınırlıdır. Glikozillenmiş hemoglobin (HbA1c), daha yeni bir ölçüm olup, uzun bir zaman dilimindeki (yaklaşık 2–3 ay) ortalama kan glikoz düzeyini yansıtan bir hemoglobin formudur. Kan glikozunun uzun süre yüksek seyretmesi, hemoglobin moleküllerine daha fazla glikoz bağlanmasına yol açar; bu durum inflamasyon, diyabet, kardiyovasküler hastalıklar, böbrek hastalığı (nefropati) ve retina hasarı (retinopati) gibi pek çok olumsuz sağlık sonucuyla ilişkilidir. HbA1c düzeyinin %5,7’nin altında olması sağlıklı kabul edilir; %5,7–6,4 arası değerler diyabet gelişimi açısından artmış riskle ilişkilidir; %6,5 ve üzeri değerler ise diyabet tanısını düşündürür (1). Diyabetli bireyler için başlangıç hedeflerinden biri, HbA1c düzeyini %7’nin altında tutmaktır. Bazı uzmanlar, uzun dönemli kan şekeri düzeylerini yansıtması nedeniyle HbA1c’nin daha uygun bir tanı aracı olduğunu savunmaktadır.

Tablo 1-1: Prediyabet ve Diyabet için Tanısal Kan Glikoz Düzeyleri

DurumAçlık (8 saat) Kan Glikozu
Sağlıklı< 100 mg/dL (< 5,55 mmol/L)
Prediyabet*100–125 mg/dL (5,55–6,94 mmol/L)
Diyabet**> 125 mg/dL (> 6,94 mmol/L)

* Prediyabet, ayrıca oral glikoz tolerans testi (OGTT) ile de tanımlanabilir; bu testte 2. saat glikoz düzeyi 140–199 mg/dL arasındadır.

** Diyabet, OGTT ile 2. saat glikoz düzeyinin ≥ 200 mg/dL olması durumunda da tanı alır.

Egzersiz Programlaması:

Diyabetin etkili şekilde yönetilmesi; eğitim, beslenme düzeninin iyileştirilmesi ve düzenli fiziksel aktiviteyi içeren yapılandırılmış bir yaşam tarzı programı gerektirir. Bu yaklaşım; genel sağlığı geliştirmeye, diyabete bağlı komplikasyonları (dislipidemi, kardiyovasküler hastalıklar, hipertansiyon ve nefropatiler gibi) önlemeye ve/veya yönetmeye yardımcı olur. Tip 2 diyabetli bireyler için ayrıca, obezitenin önemli bir risk faktörü olması nedeniyle başlangıçta %5–7 oranında kilo kaybı hedeflenmelidir.

Tip 2 diyabeti olanlar ve prediyabetli bireylerde düzenli fiziksel aktivite; insülin duyarlılığını artırır, glikoz toleransı ve kullanımını geliştirir ve HbA1C seviyelerinin düşmesine katkı sağlar. Tip 1 diyabetlilerde veya insülin kullanan Tip 2 diyabetlilerde ise düzenli egzersiz, pankreas fonksiyonunu doğrudan iyileştirmese de insülin duyarlılığını artırarak dışarıdan alınan insülin ihtiyacının azalmasına yardımcı olur.

Diyabetli veya prediyabetli bireyler için egzersiz programı hazırlanırken, sağlık ve fitness profesyonellerinin temel FITT prensiplerine uyması gerekir (1, 2):

Yoğunluk: İnsülin duyarlılığını artırmada egzersiz sıklığı kritik rol oynar. Bu nedenle bireylerin haftada 3 ila 7 gün fiziksel aktivite yapması önerilir. American Diabetes Association (ADA) ise haftada en az 5 gün aerobik egzersiz önermektedir. Egzersizin insülin duyarlılığı üzerindeki olumlu etkisi genellikle 24–48 saat sürdüğü için, seanslar arasında 48 saatten fazla ara verilmemesi önemlidir. Daha sık egzersiz, daha iyi insülin duyarlılığı anlamına gelir. Bununla birlikte, birçok Tip 2 diyabetli birey kondisyon açısından düşük seviyede olabilir ve fazla kiloya sahip olabilir. Bu nedenle haftada 5–7 gün egzersiz yapmak başlangıçta zorlayıcı olabilir. Bu noktada fitness profesyonelleri; bireyin mevcut kapasitesine ve yaşam tarzına uygun, sürdürülebilir ve kademeli ilerleyen bir program planlamalıdır.

Şiddet: Bu bireyler için, özellikle fazla kilolu veya obez olanlarda orta şiddette egzersiz genellikle daha uygundur. American College of Sports Medicine (ACSM), başlangıçta egzersiz yoğunluğunun %40–59 VO₂R (%40–59 HRR) aralığında ya da 11–13 RPE (Borg 6–20 skalası) seviyesinde tutulmasını önerir; bu aralık orta şiddet olarak kabul edilir. Zamanla, özellikle kilo kaybı hedefleniyorsa, daha yüksek yoğunluklu egzersizlere kademeli olarak geçiş yapılabilir. ADA, orta–yüksek şiddet aralığını önerir ve bunu şu şekilde tanımlar: Orta şiddette konuşabilirsiniz ancak şarkı söyleyemezsiniz; yüksek şiddette ise nefeslenmeden önce yalnızca kısa cümleler kurabilirsiniz. Yeni araştırmalar, düşük hacimli fakat yüksek yoğunluklu egzersizlerin (HIIT) de diyabetli bireylerde olumlu etkiler sağlayabileceğini göstermektedir. Örneğin bir çalışmada, katılımcılar maksimum kalp atım hızlarının %90’ında 60 saniyelik 10 tekrar yapmış, her tekrar arasında 60 saniye dinlenmiş ve bu protokolü haftada 3 gün, 2 hafta boyunca uygulamıştır. Fakat bu tür yüksek yoğunluklu egzersizler, özellikle risk grubundaki bireylerde yalnızca uygun tıbbi gözetim altında yapılmalıdır.

Süre: Çoğu bireyin orta şiddette egzersiz yapacağı göz önüne alındığında, ACSM haftada toplam en az 150 dakika fiziksel aktiviteyi önerir. Her egzersiz seansının süresi ise en az 10 dakika olmalıdır. ADA da haftada toplam 150 dakika egzersizi önerir; ancak bunun haftaya yayılması ve en az 3 güne bölünmesi gerektiğini belirtir. Egzersizin faydaları genellikle yapılan toplam süreyle ilişkilidir; yani süre arttıkça sağlık üzerindeki olumlu etkiler de artar. Bu durum özellikle Tip 2 diyabetli bireyler için daha belirgindir. Bununla birlikte, daha düşük hacimli ancak yüksek yoğunluklu egzersizlerin (örneğin haftada toplam yaklaşık 30 dakikalık interval antrenmanları) da etkili olabileceği gösterilmiştir.

Tür: Genel yaklaşım, büyük kas gruplarını çalıştıran ritmik ve sürekli aktiviteleri (kardiyo gibi) önermektir; çünkü bu tür egzersizler insülin duyarlılığını artırır. Bununla birlikte, daha güncel araştırmalar interval tarzı egzersizlerin (örneğin sprint interval çalışmaları ve direnç antrenmanları) da etkili olduğunu göstermektedir. Direnç antrenmanları, ancak bu tür egzersizlerle kötüleşebilecek herhangi bir kontrendikasyon (örneğin nöropati) yoksa önerilmelidir. Uygun durumlarda direnç antrenmanının haftada en az 2 gün yapılması gerekir. Ayrıca kardiyorespiratuvar yüklenme de sağlayabilen yöntemler (örneğin circuit antrenmanlar) tercih edilmelidir. Diyabetli bireyler için en etkili yaklaşım genellikle kardiyo ve direnç antrenmanının birlikte kullanılmasıdır. Örneğin; kişi 10 dakika orta şiddette kardiyo, ardından 5–10 dakika direnç antrenmanı (circuit) yapabilir ve bu döngüyü antrenman boyunca tekrarlayabilir. Direnç antrenmanı programı; haftada 3’ten az gün antrenman yapılıyorsa 8–10 büyük kas grubunu kapsayacak şekilde tüm vücut odaklı planlanmalı, daha sık antrenman yapılıyorsa ise kas gruplarına veya vücut bölgelerine bölünerek (bölgesel antrenman) uygulanmalıdır.

Özel Durumlar:

Egzersiz sırasında hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü), özellikle insülin kullanan veya insülin salgısını artıran oral ilaçlar alan bireyler için önemli bir risktir. Bu durum, fazla miktarda glikozun hücrelere girmesiyle ortaya çıkar. Hipoglisemi, kan şekeri seviyesinin 70 mg/dL’nin (3.80 mmol/L) altına düşmesi olarak tanımlanır. Hipoglisemi belirtileri arasında; titreme, baş dönmesi, terleme, baş ağrısı, ani ruh hali veya davranış değişiklikleri, ağız ve parmaklarda karıncalanma, koordinasyon bozukluğu, zihinsel bulanıklık ve açlık hissi yer alır. Bu nedenle bireylerin, egzersiz öncesinde ve sonrasında birkaç saat boyunca kan şekeri seviyelerini düzenli olarak takip etmeleri önemlidir. Egzersizin zamanlaması, uygun gözetim altında veya bir partnerle yapılması, insülin dozlarının ayarlanması ya da insülin pompasının geçici olarak çıkarılması gibi uygulamalar mutlaka doktor önerisi doğrultusunda değerlendirilmelidir. Ayrıca egzersiz öncesinde karbonhidrat alımını artırmak, egzersiz sırasında ve sonrasında hipoglisemi riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Bunun yanında, hızlı müdahale için yüksek glisemik indeksli besinlerin (örneğin sporcu içecekleri veya şekerli gıdalar) yakınınızda bulundurulması önerilir. Kan şekerini hızlı şekilde yükseltmek gerektiğinde, 15–20 gram hızlı emilen karbonhidrat tüketilmesi önerilir.

Buna karşılık, beslenme ve ilaçlarla kan şekeri kontrolü sağlanamayan bireylerde hiperglisemi de önemli bir risk haline gelebilir. Sağlıklı bireylerde hormonal mekanizmalar bu durumu genellikle dengeler; ancak diyabetli bireylerde bu denge bozulduğu için belirtiler her zaman yakından takip edilmelidir. Hiperglisemi belirtileri arasında; sık idrara çıkma (poliüri), yorgunluk, halsizlik, ağız kuruluğu, artan susuzluk hissi ve kanda keton birikimine bağlı olarak nefeste aseton (meyvemsi-tatlı) koku yer alır. Hücrelere yeterli glikoz giremediğinde, vücut enerji üretmek için yağ asitleri ve amino asitleri kullanmaya başlar. Bu süreçte keton cisimcikleri artar ve metabolize edilemezse asetona dönüşür. Aseton; ter, nefes ve idrar yoluyla atılır ve bu da karakteristik tatlı kokunun oluşmasına neden olur. Keton seviyeleri, sağlık profesyonelleri tarafından sağlanan basit idrar strip testleri ile takip edilebilir. Egzersiz genellikle kan şekerini düşürse de, egzersiz öncesi kan şekeri 240 mg/dL’nin üzerindeyse keton seviyeleri kontrol edilmelidir. Keton varlığı tespit edilirse, egzersize devam edilmemeli ve derhal sağlık uzmanına başvurulmalıdır.

Hiperglisemiye bağlı poliüri (sık idrara çıkma) nedeniyle dehidrasyon sık görülebilir. Bu bireyler, egzersiz sırasında sıvı kaybı ve sıcaklığa bağlı hastalıklar açısından yüksek risk taşır; bu nedenle belirtiler dikkatle izlenmelidir. Egzersiz öncesinde, sırasında ve sonrasında yeterli sıvı alımı (rehidrasyon) büyük önem taşır. 

Retinopatisi olan diyabetli bireylerde, özellikle kan basıncını ciddi şekilde artıran yüksek yoğunluklu egzersizler sırasında retina dekolmanı ve vitreus kanaması riski bulunur. Bu risk, kan basıncında daha düşük artışlara neden olan egzersiz programları uygulanarak azaltılabilir (örneğin orta şiddette egzersiz yapmak ve ağır direnç antrenmanlarından ya da aşırı üst vücut yüklenmelerinden kaçınmak).

Periferik nöropatisi olan bireylerde ise koşu, uzun süreli yürüyüş veya ayakta kalmayı içeren bazı aktiviteler; ayaklarda su toplama (blister) ve ülser gibi sorunları artırabilir. Bu nedenle doğru ayak bakımı, korunmada temel bir stratejidir ve şu uygulamaları içerir:

• Daha yumuşak ayakkabı tabanlıklarının kullanılması.

• Ayakların her zaman kuru tutulması; polyester veya karışımlı çorapların tercih edilmesi ya da silika jel içeren veya havalandırmalı orta tabanların kullanılması — gerektiğinde antrenman sırasında çorapların değiştirilmesi.

• Daha fazla ağırlık bindirmeyen aktivitelerin programa dahil edilmesi.

Kapanış Yorumları:

Diyabet, en iyi şekilde sağlık profesyonelleri tarafından takip edilmesi gereken ciddi bir metabolik hastalık olmakla birlikte, görülme sıklığındaki artış fitness profesyonellerinin de bu sağlık sürecinin bir parçası haline gelmesini gerekli kılmaktadır. Egzersizin diyabet yönetimindeki faydaları açıkça ortaya konmuş olsa da, fitness profesyonellerinin programları planlarken ve uygularken dikkatli olması gerekir; zira ciddi sonuçlar doğurabilecek pek çok komplikasyon söz konusudur. Danışanınızın hastalığının spesifik özelliklerini iyi anlayın ve güvenli, uygun ve genel sağlık durumunu iyileştirmeye yönelik programlar sunabilmek için doktoru tarafından önerilen tüm rehber ve talimatlara uyun.

REFERANSLAR

  1. American College of Sports Medicine (2014). ACSM’s Guidelines for Exercise Testing and Prescription (9th). Philadelphia: Lippincott, Williams & Wilkins.
  2. American Diabetes Association (2012).Standards of medical care in diabetes – 2012. Diabetes Care, 35(suppl 1):S11-S63.
  3. American Diabetes Association (2015). 2014 National Diabetes Fact Sheet. Retrieved 10/24.
  4. DeSisto CL, Kim SY, and Sharma AJ (2014). Prevalence Estimates of Gestational Diabetes Mellitus in the United States, Pregnancy Risk Assessment Monitoring System (PRAMS), 2007–2010. Preventing Chronic Disease, 11:130415. http://dx.doi.org/10.5888/pcd11.130415.
  5. Swain DP, and Leutholtz BC, (1997). Heart rate reserve is equivalent to %VO2 reserve, not to %VO2max. Medicine and Science in Sports and Exercise, 29(3):410-414.
  6. Jetté M, Sidney K, and Blümchen G, (1990). Metabolic equivalents (METS) in exercise testing, exercise prescription, and evaluation of functional capacity. Clinical Cardiology, 13(8): 555-565.
  7. Little JP, Gillen JB, Percival ME, Safdar A, Tarnopolsky MA, Punthakee Z, Jung ME, and Gibala MJ, (2011). Low-volume high-intensity interval training reduces hyperglycemia and increases muscle mitochondrial capacity in patients with type 2 diabetes. Journal of Applied Physiology, 111(6):1554-1160.
  8. Sigal RJ, Kenny GP, Wasserman DH, Castenada-Sceppa C, and White RD, (2008). Physical activity/exercise and type 2 diabetes: a consensus statement from the American Diabetes Association. Diabetes Care, 29(6):1433-1438.

FABIO COMANA

M.A., M.S., San Diego Eyalet Üniversitesi, Kaliforniya Üniversitesi San Diego Kampüsü (UCSD) ve NASM’de öğretim görevlisidir. Aynı zamanda Genesis Wellness Group’un başkanıdır. Daha önce Amerikan Egzersiz Konseyi (ACE) bünyesinde egzersiz fizyoloğu olarak görev yapmış ve ACE’nin IFT™️ modeli ile ACE’nin yüz yüze Personal Trainer eğitim atölyelerinin orijinal geliştiricisi olmuştur. Kariyerinde ayrıca üniversite düzeyinde baş antrenörlük, kuvvet ve kondisyon koçluğunun yanı sıra Club One için spor salonları açma ve yönetme gibi görevleri de bulunmaktadır. Uluslararası düzeyde birçok sağlık ve fitness etkinliğinde konuşmacı olarak yer almış, çeşitli medya kuruluşlarında sözcü olarak çalışmış ve birçok kitap ve bölümün yazarlığını yapmıştır.

Kaynak: https://blog.nasm.org/training-benefits/diabetes-safe-and-effective-exercise-programming

Go to Top